Modarazzi | Yaşama Dair Her Şey |

Haftanın Konuğu Sinema Tutkunu, Basın Dünyasının Tanınan İsmi Bilgehan Aras

Haftanın Konuğu Sinema Tutkunu, Basın Dünyasının Tanınan İsmi Bilgehan Aras

Bu haftaki Modarazzi.com.tr konuğumuz Bilgehan Aras ile radyoculuk serüvenini, Sinema tutkusu ve sinema dergisi Arka Pencere’nin oluşum ve başarısını, BJK TV’deki basketbol yorumculuğunu konuştuk.

Haftanın Konuğu Sinema Tutkunu, Basın Dünyasının Tanınan İsmi BİLGEHAN ARAS

Sinema, radyo, Tv ve dergi… Bilgehan Aras’ın iletişim sektörlerde yapmış olduğu birçok işler. Peki öncelikle klasik bir soruyla başlarsak, Bilgehan Aras kimdir?

Merhaba, İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Açıkcası son yıllarda iyice şişen bir şehir olması dolayısıyla fena halde kaçasım var ama bu şehirle aşkım sanırım sonuna kadar devam edecek. Tekrar başa dönersek, liseden hemen sonra basın dünyasına adımımı attım. 90’lı yılların hemen başında Nokta Dergisi’nde stajyer sayfa tasarımcısı olarak işe başladım. Bir yıl gibi kısa bir sürede de Görsel Yönetmenliğe adım attım. Yani hiç ummadığım bir şekilde meslek sahibi olmuştum. Nokta Dergisi’nden hemen sonra Milliyet Dergi Grubu’nda profesyonel bir Görsel Yönetmen olarak işe başladım. O sıralarda da lisanslı bir basketbolcuydum. Beşiktaş altyapısında başlayan maceram daha sonra Ortaköy, Darüşşafaka, Pertevniyal ve Şişli Belediyesi takımlarında devam etti. Hayalim spor akademisi okumaktı ama dergiden bir tanıdığımın “sen aslında sinemayı daha çok seviyorsun. Neder sinema okumuyorsun?” demesiyle kafam karışmıştı. O güne kadar vizyonda filmleri ıskalamayan, festival bileti kapmak için radyo programlarındaki yarışmaları takip eden biriydim. 1999’un yaz sonunda, bir gecede karar vererek KKTC de Sinema okumak için yola çıktım. Okuduğum Üniversite’nin Radyo-TV-Sinema bülümünde de oldukça aktif bir öğrenciydim. Sinema kulübü başkanlığı, okul radyosunda sinema ve spor programları, okul gazetesi vs. gibi bir çok alanda üretimim oldu. Okuldan döndükten sonra sinema sektöründe çalışmak gibi bir hayalim vardı ama o sırada gelen bir teklif beni yine kürkçü dükkanına döndürdü. Ancak bu kez hep tasarımlarını yapmak istediğim dergi olan “Sinema Dergisi”nde işe başladım. Bir kaç yıl sonra dünyaca ünlü “Empire Dergisi”nin görsel yönetmenliğine geçtim. Oradan da “Digitürk Dergisi”ne geçtim. Tamamen sinema aşkıyla yapılan bu işler yine de tatmin etmedi ve bu kez “Empire Dergisi”nden bir grup arkadaşımla “Arka Pencere” adlı Online Sinema Dergisi’ni hayata geçirdik. Bu dergiyi hala çıkarmaya devam ediyoruz. Sekizinci yılında kendi kurduğum ajansta basılı olarakta yoluna devam ediyor. Bu yıllar içinde “Rock FM” için “7. Cadde” adında bir sinema-soundtrack programını aralıksız 5 yıl boyunca yaptım. Ayrıca BJK TV’de de basketbol yorumculuğuna devam ediyorum. Beşiktaş’ı tutkulu bir şekilde takip etmeye ve yorumlamayı da sürdürüyorum. Yine geçtiğimiz yıllarda aldım bir teklifle Nişantaşı Üniversitesi Sanat Tasarım ve Gazetecilik Bölümü’nde Grafik Tasarım dersleri veriyorum.. Bu çok keyif aldığım işe özenle devam ediyorum. Biraz tıka basa oldu ama sevdiğim alanlarda üretim yapmak ve bunu sürekli hale getirmek amacımdı.

Birden fazla alanda ve severek tutkuyla yaptığınız işler var. Öncelikle dergi diyelim. Bize Arka Pencere’yi ve bu dergiyi çıkartırken yaşadığınız yolculuğu, zorlukları ve şu andaki geldiği noktayı anlatır mısınız?

Bilgehan Aras ve Arka Pencere Ekibi

Bilgehan Aras ve Arka Pencere Ekibi

Arka Pencere Dergisi

Arka Pencere Dergisi

Yukarıda da bahsettiğim gibi Arka Pencere “Empire Dergisi” sonrası hayatıma girdi. Empire, 26. sayısında maalesef bağlı bulunduğu Ciner Grup tarafından pek çok dergiyle beraber bir gecede kapatıldı. Bende hiç kimsenin kapatamayacağı, sadece bize ait olan ve özgürce yazabileceğimiz bir dergi hevesiyle digital çıkan dergileri araştırdım. Sanıyorum altı ay kadar uğraştım. Hem tasarım hem de içerik anlamında bir taslak ortaya koydum. Bunu yine Empire Dergisi’nde beraber çalıştığımız arkadaşlarımla paylaştım. Fikir onlarında hoşuna gitti ve 2009’da ilk sayımızı yayınladık. Tam 380 hafta boyunca özverili bir şekilde dergiyi çıkardık. Onlarca profesyonel yazarın sahiplendiği yayın 2017 yılının Aralık ayına kadar dijital olarak yayınlanmaya devam etti. Bu arada ben de çeşitli şirketlere kurumsal yayınlar hazırlıyordum. Ancak bir süre sonra şirketleşmek şart oldu. 2016’nın sonlarına doğru “Baras Medya” adında içerik ve tasarım ajansımı kurdum. Bir yıl sonra da Arka Pencere’yi yine aynı ekiple bu kez basılı olarak hayata geçirdik. Oldukça da güzel tepkiler aldık. Basılı yayınların ciddi anlamda kan kaybettiği bir dönemde cesaretle bu işe soyunduk ve aldığımız tepkilere bakılırsa da çok doğru bir hamle yaptık. Geldiğimiz noktada ise, Arka Pencere markasıyla kitap, workshop ve festival yapmak. Sanıyorum kısa bir süre sonra da adım adım bunları hayata geçireceğiz.

Gelelim Müziğe. Rock Müzik alanında programlar yapıyorsunuz. Sanırım bu üniversite yıllarından başlayan bir tutku. Radyo ve Rock Müzik bütünlüğünün hikayesini dinlemek isteriz.

Evet Arka Pencere’nin ilk çıktığı yıllarda gelen bir cesaretti bu. Radyo Programcılığı üniversite yıllarında girmişti kanıma. Açıkcası uzak durduğum bir alandı. Ama yakın arkadaşlarımın bir çoğu da hevesli birer radyocuydu. Aslında okulun ilk zamanlarında bir radyomuz yoktu ama o radyocu arkadaşlarımın gayretiyle harika bir yapı kuruldu. Kısa bir süre sonrada radyoda çalışan herkes bir aile gibi oldu. Bu sıcaklık ve samimiyetle, ben de kıyısından köşesinden radyoya bulaştım. Rock Müziği ise lise yıllarında sevmeye başladım. 90’lı yılların başında hatırlarsanız İnönü Stadı’nda devasa konserler olurdu. Bryan Adams, Guns N’Roses, Elton John, Scorpions, Bon Jovi,  Metallica, Sting, Michael Jackson ve nice konser. Hepsini takip ettim. Metallica konseri beni müzikal anlamda tamamen değiştirmişti. O muhteşem İnönü konserinden sonra ne bulduysam dinledim, biriktirdim. Hala bir çoğunu saklarım. Zamanımın büyük bir kısmını Beyazıt Meydan’ında çekme kasetler dolduran üniversiteli abilerden aldığım kasetlere harcıyordum. Bir arada davul çalmayı denedim ama dinlemenin daha keyifli olduğuna kendimi ikna ederek, yeteneksiz olduğumu anladım. Okulda radyo programı yaparken de kafama koymuştum. Bu işe sadece keyif almak için İstanbul’da yapmaya devam edecektim. Nitekim Digitürk’te çalışan ve Rock FM’de de program yapan Dinçer Tuğmaner’le tanıştım. Kendisi ülkenin en iyi mızıkacısıdır. “Sahte Rakı” adlı grubun hem kurucularından hem de mızıkacısı olarak da kariyerine devam ediyor. Onunla tanıştıktan sonra bir akşam Rock FM’e gittim. Beni Yayın Yönetmeni Metehan Mert Çakır’la tanıştırdı. Bir demo kaydetmem istendi. Ertesi gün hazırlamıştım bile. Metehan kaydı dinledikten sonra bana bir gün ayarladı. Ben de paylaşmaktan en keyif aldığım şeyi yapmaya başladım. Aralıksız her hafta “7. Cadde Sinema ve Sonudtrack” programımı hayata geçirdim. Ancak birkaç yıl önce radyo bir Arap Sermaye Grubu’na satıldı ve tüm ekip dağıldı. Bu benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Yeniden bir yerde devam etmek ise işlerimin yoğunluğundan dolayı bu aralar pek te mümkün görünmüyor. Ama bir gün mutlaka geri döneceğim.

Sinema ve film tutkunuzu biliyoruz. Sinemadan konuşalım biraz da isterseniz? Dünya sinema sektörü dersek neler söylersiniz? Şöyle ki bunun yanında sadece Hollywood gibi büyük sektörlerden bahsetmiyorum. Avrupa ve diğer ülkelerdeki sinema sektörü ve Türk Sineması.

Ben oldukça pozitifim bu konuda. Her yıl harika filmler izliyoruz. Zaman zaman hikaye anlatımı konusunda sıkıntılar ve tıkanıklıklar yaşansa da sinema her zaman hayatı yakalıyor ve onu kendince şekillendiriyor. Holywood öyle bir mekanizma ki o büyülü fenerden her zaman sihirli yapımlar ortaya koymaya devam ediyor. Ancak bun yaparken tekrara düştüğü gibi çok paspaye politikaları da cilalamayı ihmal etmiyor. Ülkenin politikası ve eğilimlerine göre bilinç altımıza mesajlar ekmeye çalışıyor. Bilinç eşiği yüksek insanlar elbette bu numaraların farkında. Ama genel politik eğilimlere baktığımızda o Holywood efekt dediğimiz şeyin etkisi de hissediliyor. Avrupa ise nispeten daha özel içerikler üretmeye devam ediyor. Çünkü Avrupalı sinemacıların daha net fikirleri ve o fikirleri cesaretle anlatacak kabiliyetleri var. Son zamanlarda bence bizim sinemamızda, yerelden evrensele anlattıkları hikayelerle bu konjektürün bir parçası olmayı başarıyor. Özellikle 2000’li yılların başında parlamaya başlayan yönetmenlerimiz ve onların kendine has sineması Avrupa Sineması’nda önemli bir yere geldi. Tıpkı bir zamanlar İran Sineması’nın hayranlıkla izlediğimiz üretimine benzer bir üretimi bizde sinemamızda yakaladık diye düşünüyorum. Tabi içerde bir dönemin “seks filmleri” furyasına bencer bir “komedi filmleri” furyası da yok değil. Birbirinden rezil komedi içerikli filmler sinemalarımızı adeta istila etti. Bir kuşakta ne yazik ki bu fimleri “sinema”olarak algıladı ve algılamaya devam ediyor. Bazı özel örnekler dışında oldukça sorumsuz üretilen bu yapımlar elbetteki sektöre ciddi bir harakketlilik kazandırdı. Ama bir neslin algısınıda ciddi anlamda bozdu diye düşünüyorum. Yine de bir çok güzel festivalimiz var ve o festivallerde koşturan genç arkadaşları gördükçe umudumu kaybetmiyorum. Gezi sürecinde o gençlerden bazılarıyla tanışmış ve sohbet etme fırsatı bulmuştum. Algıları açık, dünyayı kültürel anlamda hatmetmiş, dil bilen ve gezen bir genç kitleden bahsediyorum. Sanıyorum geleceğin sinemacıları, müzisyenleri ve hepsinden önemlisi de vicdanlı politikacıları bu gençler arasından çıkacak diye umuyorum.

Biliyorsunuz artık Türkiye’de tüm kanallar dizi filmleriyle yarış halinde. Ve seyirciyi de her gece TV başına kitleyen bir sektör. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu insanları sinemadan uzaklaştırıyor mu sizce? Sinemanın verdiği kalite ve zevki alabiliyor mu insanlar?

Bizim çocukluğumuzda izlediğimiz efsane dizileri hatırlarsınız. Perihan Abla, Bizimkiler, İz Peşinde vs vs. Ancak artık daha nitelikli daha kaliteli işler üretiliyor ülkemizde. Zaten önemli bir dizi italatçısı olduk. Ben de bir çok yerli diziyi takip ediyorum. Tabii yabancı dizilerle beraber ciddi bir zaman ayırdığımı söyleyebilirim. 40 milyona yakın bilet satılan sinemalarımızda  elbette dizilerin de ciddi bir etkisi var. Çok özenli işler bunlar. Her geçen yıl da nitelik olarak daha da kaliteli hale geliyor diziler. Anlatılmayı bekleyen o kadar çok hikayemiz var ki, ben açıkcası dizi sektörünün bu kadar canlı ve üretken olmasından memnunum. Üstelikte ciddi bir sektöre dönüştü ve insanlara iş imkanı sağladı, sağlıyor. Hiç öyle tepeden bakmıyorum yerli dizilerimize. Zaten iyi olanlar toplumun her kesimi tarafından izleniyor ve uzun soluklu oluyor. Ama anlam veremediğim yapımlarda yok değil. Hala tek bir bölümüne 15 dakika dayanamadığım “Kurtlar Vadisi” vb.  işlerin de bunca yıl devam ediyor olması kesinlikle bir araştırma konusu. Bir de bunun yanında alternatif tarih peşinde koşup saçma sapan destan dizileri var ki onlar ayrı bir tartışma konusu olur.

Bir iletişimci olarak sansür değerlendirmeniz nedir? Özellikle ülkemizde bu uygulamanın oldukça yükseldiğini görmekteyiz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu bence tam bir kangrene dönüştü ülkemizde. Tabii son yaşanılan hadiselerle birlikte otosansürde devreye girdi ki bu daha da kötü bir şey. Ben sansürün her türlüsüne hiç tartışmasız karşıyım. Bir eserin üretim amacını raydan çıkaran ve onun niteliğine zarar veren anlamsız bir müdahale olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden epeydir film ve dizileri dijital platformlardan izlemeye çalışıyorum. Sansürleme o kadar vahim bir hal aldı ki çok komik kesikler, çok anlamsız perdelemelerle, yapımlar adeta katlediliyor. İzlemesi de imkansız hale geliyor. Festivallerimizde de bu müdehalelere sık sık rastlıyoruz. Ne yazık ki muktedirler sevmedikleri ve korktukları her şeyi bir takım saçma gerekçelerle engelliyor. Biz Arka Pencere Dergisi olarak bu tutumu eleştiren onlarca yazı yazdık ve kapak yaptık. Sansürün her türlüsü sadece eserin sahibine değil onu izleyene de büyük bir saygızlık olarak anlattık.

İnternet yayıncılığı bugün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşmayı hızla sürdürüyor. Olumlu birçok etkisi olmakla birlikte sizce kişiler ve toplum üzerinde olumsuzluk etkileri varmı? Çağın gereği olan internet güçlü bi iletişim aracı. Peki sanat alanındaki artı ve eksileri ne sizce?

Elbette her yeniliğin olumlu ve olumsuz yanları olabilir. Sizin bunu nasıl kullandığınızla da alakalı. İnternet bence bizim kuşak için bir devrim. Kesinlikle dijital bir devrim yaşadık. “Black Mirror” adlı bir dizi izliyorum. Bunu çok güzel ele alıyor. Sosyal medyanın da hayatımıza ciddi bir müdehalesi var. İnternet sadece iletişim alanında değil hayatımızın her yerine nüfuz etmiş devasa bir yapı artık. Elbette kötü niyetlere de son derece açık. Sanatsal anlamda ise bir çok şeyi öldürdüğü gibi estirdiği özgürlük rüzgarıyla da çok şey kattığı bir gerçek. Artık insanlar ürettikleri her şeyi milyonlarca insanla paylaşabiliyor. Hiç ummadığımız yerlerde yetenekler keşfediliyor. Filmler internet üzerinden pazarlanıyor, üretilip paylaşılıyor vs vs. Yani bunu olumlu kullananlar için her zaman bir fırsat yaratabildiği gibi bir çok yeteneğinde kaybolmasına neden oluyor.

Spora ilginizin büyük olduğunu biliyoruz. Özellikle de Basketbol. Ve tabii ki Beşiktaş Aşkı. Ayrıca şu anda Beşiktaş Tv’de basketbol yorumculuğu yapıyorsunuz..  Biraz da spordan konuşalım mı ne dersiniz?

Bilgehan Aras BJK Tv Rota Pota Programı

Bilgehan Aras BJK Tv Rota Pota Programı

Elbette. Ben futbol heyecanın tüm semtte hissedildiği bir yerde büyüdüm. Her mahallenin futbol takımı vardı. Bu yüzden daha çok futbolla iç içe büyüdüm. Semtin abileri ve ailenin ileri gelenlerinin büyük bir kısmıda Beşiktaş’lıydı. Ben de kaçınılmaz olarak gözlerimi Beşiktaş ile açtım. İnönü Stadı’na toplu halde gidilir, maçlardan sonrada Lütfi Kırdar Spor Salonu’na yürünerek basketbol izlenirdi. Benim basketbol aşkım böyle başladı. Lisede beden eğitimi hocamın da yönlendirmesiyle Beşiktaş’a gittim ve fiziğimden dolayı takıma alındım. Ancak bir kaç yıl oynadıktan sonra beni başka takımlara gönderdiler. Yukarıda da söylediğim gibi Darüşşafaka, Ortaköy, Pertevniyal ve Şişli Belediyesi gibi takımlara gönderildim. Tabii bir yandan da çalışmam gerekiyordu ve bir süre sonra aktif oyunculuğu bırakmak zorunda kaldım. Ama basketboldan hiç kopmadım. Bir dönem Basketbol Federasyonu için de çalıştım. Milli Takım’ın 2001’de İstanbul’da Avrupa Finali oynadığı yıl Federasyon için çıkarılan yayınlarda çalıştım. Basın departmanı için tasarımlar yaptım. Bir yandan da Beşiktaş’ın hem futbol hem de basketbol takımını yakından takip ediyordum. Bu süreçte kulüple ve BJK TV ile bağlantılar kurdum. Bir kaç maç için yorum istendiğinde büyük bir keyifle katıldım. Sonrasında ise her hafta program konuğu olarak çağırılmaya devam ettim. “Rota Pota” programında Beşiktaş basketbolunun yanı sıra yakından takip ettiğim NBA yorumlarınıda kattık. Oldukça keyifli bir sürece dönüştü benim için. Aksatmamaya özen gösteriyorum. Bunun yanında gittiğim spor salonunda da basketbol grupları oluşturduk ve haftada iki defa buluşup amatörce oynamaya devam ediyoruz.

Bu güzel ve keyifli sohbet için Modarazzi.com.tr ailesi olarak size çok teşekkür ederiz. Son olarak meslek olarak tercihlerini İletişim alanında yapmak isteyen genç iletişimcilere neler söylemek istersiniz?

Antenleriniz sürekli açık olsun ve mutlaka bir şeyden çok iyi anlayan biri olun. Bu yazın alanında da olabilir tasarım veya başka alanlarda da ama mutlaka bir alanda uzmanlaşmak çok önemli. Bileğinize altın bir bilezik takarsanız geri kalanlar çok keyifli birer hobiye dönüşür ve hayatın rutinini kırmış olursunuz. Bu her dersimde öğrenci arkadaşlarıma söylemeye çalıştığım bir mottoydu.

Teşekkürler.

Bilgehan Aras Bir Futbol Maçında Arkadaşları İle Birlikte

Bilgehan Aras Basketbol Maçı Öncesi Arkadaşları İle Birlikte

Bilgehan Aras Futbol Maçında Arkadaşları İle Birlikte

««« Önceki Yazımız
Sonraki Yazımız »»»
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
maltepe escort